PlayTime: Şehrin kullanım kılavuzunu bozmak
PlayTime’da modern şehir başlangıçta kusursuz işleyen bir sistem gibi görünür.

PlayTime (1967) · Yönetmen: Jacques Tati
Spoiler uyarısı: Yazı önemli sahneleri ve filmin son bölümünü tartışır.
PlayTime’da modern şehir başlangıçta kusursuz işleyen bir sistem gibi görünür. Cam, çelik, aynılaşmış giysiler ve işlevlerine göre ayrılmış alanlar insan hareketini düzenler. Jacques Tati bu düzeni yalnızca çirkin veya soğuk diye mahkûm etmez. Asıl sorusu, insanların kendileri için tasarlanmış mekânları ne zaman beklenmedik biçimde kullanmaya başladığıdır. Mizah, insanın sisteme uyamamasından doğduğu kadar sistemin insan hayatını bütünüyle öngörememesinden de çıkar.
Kadrajda nereye bakacağız?
Film, komedinin merkezini sürekli bir yüze veya tek bir harekete bağlamaz. Aynı geniş görüntüde birden fazla küçük olay gelişebilir. Ön plandaki konuşmayı izlerken arka plandaki bir karşılaşmayı kaçırırız. Bu düzen, seyircinin dikkatini etkin bir seçime dönüştürür. Kamera bizim yerimize her önemli şeyi ayıklamadığı için şehir, okunacak bir hikâyeden çok içinde dolaşılacak bir alan haline gelir.

Mösyö Hulot’nun kendisine benzeyen kişiler arasında zaman zaman seçilememesi de yıldız merkezli komedinin alışkanlığını kırar. Eğlenceyi yalnızca tanıdığımız kişinin eyleminde aramak yetersiz kalır. Tati, küçük jestleri farklı bedenlere dağıtır. Bu dağılım demokratik bir görme imkânı sunar; ama aynı zamanda ilk izleyişte yorucu olabilir. Filmin açıklığı, seyirciden her ayrıntıya aynı anda hâkim olmayı değil, bazı şeyleri kaçırmaya razı olmayı ister.
Camın görünür engelleri
Ofis bölümlerindeki saydam yüzeyler, her şeyin görülebilir olduğu bir dünyada karşılaşmanın yine de güçleşebildiğini gösterir. Birini görmek, ona ulaşmak değildir. Kapılar, koridorlar ve bölmeler görünmez sınırlar kurar. Modernliğin açıklık vaadi, hareketin sıkı biçimde yönlendirildiği bir düzene dönüşebilir. Yüzeyin şeffaflığı, ilişkinin şeffaflığını garanti etmez; hatta engeli daha zor fark edilir hale getirebilir.
Apartmanların dışarıdan izlendiği bölümde de pencereler küçük sahnelere dönüşür. Komşular birbirleriyle ilişkileniyor gibi görünebilirken aslında ayrı odalarda ayrı ekranlara bakarlar. Seyircinin konumu, bu hayatları uzaktan düzenleyen bir bakışa yaklaşır. Film komik benzerlikler kurar; fakat insanları mimari vitrinlerin içine yerleştiren yaşam biçimini de sorgular. Özel alan, bir gösterim düzeninin parçası olabilir.

Bir restoranın verimli arızası
Royal Garden’daki uzun bölüm, aksaklıkların nasıl başka bir toplumsallık ürettiğini adım adım gösterir. Henüz tamamlanmamış mekân, çalışanların her sorunu görünmez kılma çabasıyla ayakta tutulur. Üniforma, kapı, zemin ve servis düzeni birer işlev olmaktan çıkarak beklenmedik oyunlara katılır. Kusursuzluk bozuldukça müşteriler arasındaki mesafe bazı anlarda azalır. İnsanlar, resmî kullanım biçimlerinin dışında birlikte vakit geçirmeye başlar.
Ses tasarımı bu dönüşümün gizli düzenleyicisidir. Bir yüzeyin çıkardığı ses veya gereğinden belirgin bir ayakkabı sesi, dikkatimizi kadrajın başka noktasına taşır. Mizah her zaman görülen şeyden değil, duyulanla görülenin uyuşmamasından çıkar. Film müziği ve gürültü, nötr bir arka plan değildir; şehrin hangi hareketleri belirginleştirdiğini anlatır. Bu nedenle PlayTime’ı yalnızca görsel espriler toplamı saymak deneyimin yarısını kaçırır.
Arızanın romantizmine karşı
Sonlardaki trafik hareketinin bir eğlence ritmine yaklaşması, gündelik zorunlulukların başka türlü hissedilebildiğini düşündürür. Ancak arızayı özgürlükle otomatik eşitlemek de sakıncalıdır. Bozulan düzeni onarma yükü çoğu zaman çalışanların üstündedir; müşterinin keyfi görünmeyen emekle sürer. Tati’nin komedisi bu emeği görünür kıldığı ölçüde güçlenir. Film, şehri terk etmeyi değil, onun tek bir doğru kullanım biçimi olmadığını fark etmeyi önerir. İnsan hayatı, kendisi için çizilmiş plandan daima biraz taşar.
Künye ve başvuru kaynağı
Criterion film arşivi. Bu bağlantı film bilgisine başvuru içindir. Sahne çözümlemeleri ve eleştirel değerlendirmeler bu yazının özgün yorumudur.
