Kızgın Boğa: Ringin dışına taşan savunma
Kızgın Boğa, Jake LaMotta’nın bedensel yeteneği ile ilişkilerindeki yıkıcılığı birbirinden rahatça ayırmamıza izin vermez.

Raging Bull (1980) · Yönetmen: Martin Scorsese
Spoiler uyarısı: Yazı önemli sahneleri ve filmin son bölümünü tartışır.
Kızgın Boğa, Jake LaMotta’nın bedensel yeteneği ile ilişkilerindeki yıkıcılığı birbirinden rahatça ayırmamıza izin vermez. Ringde işe yarayan karşılık verme ve acıya dayanma alışkanlıkları, ev içinde de bir dünya okuma biçimine dönüşür. Jake, her sözü olası bir aşağılama, her yakınlığı sadakat sınavı gibi duyabilir. Scorsese’nin filmi bu bakışa bizi yaklaştırır; fakat onu doğru saymamızı gerektirmez.
Maçın yeniden kurulmuş mekânı
Boks karşılaşmaları tek tip bir spor kaydı gibi çekilmez. Ring bazen daralıyormuş, bazen büyük bir sahneye dönüşüyormuş gibi hissedilir. Kamera açısı, duman ve kurgu ritmi, müsabakanın yalnızca nesnel akışını değil Jake’in yoğun algısını da kurar. Böylece seyirci kimin kaç puan aldığına bakmaktan çok, bedensel tehdidin biçimine maruz kalır. Sporun kurallı alanı, ruhsal düzensizliğin görsel karşılığını taşır.

Darbe seslerinin vurgusu ve kimi anlarda çevre sesinin değişmesi, şiddeti gerçekçi olmanın ötesinde neredeyse öznel bir deneyime çevirir. Ancak bu biçimsel güç aynı zamanda bir sorundur: Jake’in acısını olağanüstü duyulur hale getirirken zarar verdiği insanların deneyimini daha az genişletebilir. Filmin merkezindeki adam, eleştirildiği halde en çok sinemasal ayrıcalığa sahip kişi olmaya devam eder. Hayranlık ile teşhir arasındaki gerilim hiç kaybolmaz.
Görmek istediği ihaneti görmek
Vickie’nin başka bir erkek hakkında söylediği sıradan bir söz, Jake’in zihninde büyüyen bir tehdide dönüşür. Karşılaşmaların yavaşlatıldığı anlarda seyirci, onun dikkatinin nasıl seçici çalıştığını hisseder. Bütün ayrıntılar aynı değerde değildir; kuşkuyu besleyenler öne çıkar. Film kıskançlığı güçlü sevginin kanıtı gibi sunmaz. Başkasının davranışını kendi korkusunun kanıtına çevirmenin giderek bağımsız bir düzen kurduğunu gösterir.
Robert De Niro’nun performansı, kontrol ihtiyacını yalnızca bağırmada değil beklemede de taşır. Jake soru sorarken çoğu zaman gerçekten cevap aramaz; karşıdakinin kendi kurduğu çerçeveye yerleşmesini ister. Joey ile ilişkide bu davranışın aile bağlılığına nasıl sığdırıldığı görülür. Yakın olmak, sürekli hesap vermek zorunda olmakla eşitlenir. Sevgi, güven sağlayacağına yeni sorguların gerekçesi haline gelir.

Bedenin tarih tutması
Jake’in sonraki görünüşündeki değişim, kolay bir başarı ve çöküş karşıtlığı oluşturabilir. Fakat film bedeni yalnızca irade kaybının görsel işareti olarak kullanıldığında yoksullaşır. Daha ilginç olan, aynı kişinin kendisini sahneye koyma yönteminin değişmesidir. Ringin yerini başka bir gösteri alanı alır. Kamusal beğeni ihtiyacı bitmez; yalnızca başka bir biçime taşınır. İnsan kendi geçmişini de yeni performansının malzemesi yapabilir.
Hücredeki bölümde Jake’in öfkesi dışarıdaki rakibini kaybetmiş gibidir. Kapalı mekân, bedensel gücün artık bir sonuç üretemediği bir alan kurar. Bu sahneyi kesin bir arınma olarak görmek caziptir; oysa kendine acımak ile başkasına yaptığını anlayabilmek aynı değildir. Acının yaşanması, ahlaki dönüşümün tek başına kanıtı olamaz. Film bu ikisini tam olarak eşitlemediği ölçüde sarsıcıdır.
Kurtuluş kimin ihtiyacı?
Son bölümdeki aynayla ilişki, bir insanın kendisini yeniden anlatma isteğini öne çıkarır. Jake kendi geçmişine bir biçim verebilir; seyircinin bu biçimi kabul etmesi zorunlu değildir. Kızgın Boğa’nın sınırı, kadınlara verdiği alanın darlığıdır. Gücü ise şiddet uygulayan kişiyi anlaşılır kılmanın onu bağışlamak anlamına gelmediği bir deneyim kurmasıdır. Bir insanın iç dünyası çok karmaşık olabilir; verdiği zarar bu karmaşıklık sayesinde küçülmez.
Künye ve başvuru kaynağı
BFI film arşivi. Bu bağlantı film bilgisine başvuru içindir. Sahne çözümlemeleri ve eleştirel değerlendirmeler bu yazının özgün yorumudur.
