Filmin konusu
“Bulantı”, Zeki Demirkubuz’un modern hayatın yabancılaşmasını, bireyin içsel çatışmalarını ve yalnızlığını etkileyici bir dille işleyen psikolojik drama filmidir. Ahmet, sevgilisinin yanında olduğu bir gecede eşini ve küçük kızını bir trafik kazasında kaybeder. Bu trajik olay onu ilk anda sarsmamış gibi görünse de, zamanla hayatındaki küçük aksilikler ve beklenmedik durumlar Ahmet’in ilişkilerini, ruh hâlini ve gündelik yaşamını derinden etkilemeye başlar. Film, insanın varoluşsal yalnızlığını ve modern yaşamın getirdiği baskıyı çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.
Yönetmenin Yorumu:
Filmin hikâyesi Jean-Paul Sartre’ın Bulantı romanıyla doğrudan ilişkili değildir. Ancak Zeki Demirkubuz, yedi yıl önce Sartre’ın romanı üzerine çalışmaya karar vermiş ve dosyayı “Bulantı” adıyla kaydetmiştir. Süreç boyunca film farklı bir yöne evrilmiş, bu da karakterlerin iç dünyasına ve yalnızlık temalarına daha özgün bir yaklaşım kazandırmıştır.
Yönetmen: Zeki Demirkubuz
Oyuncular: Zeki Demirkubuz, Öykü Karayel, Şebnem Hassanisoughi, Cemre Ebüzziya, Kaan Turgut
Festivaller ve Ödüller:
2016 SİYAD Ödülleri: En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu – Şebnem Hassanisoughi
2016 Sofia Uluslararası Film Festivali
“ Miovie değerlendirmesi
Duygusuz görünmek, etkilenmemek anlamına gelir mi?
Bulantı'nın Ahmet'i üzerinden sorulabilecek ilk soru, kaybın mutlaka beklenen biçimde dışa vurulup vurulmayacağıdır. Büyük bir trajedinin ardından gündelik hayatını sürdüren kişiyi hemen tanımlamak kolaydır; fakat dışarıdan görülen tepki ile kişinin yaşadığı dönüşüm aynı hızda ilerlemeyebilir. Film üzerine düşünmek için kayıtsızlığı bir son açıklama değil, araştırılması gereken bir tutum olarak ele almak daha anlamlıdır.
Ahmet'in zihinsel uğraşları ve kendisine verdiği önem, kendi hayatını kavramakta ayrıcalıklı olduğu anlamına gelmez. Başkalarının davranışlarını açıklayabilen insan, kendi kırılganlığı karşısında aynı açıklığı gösteremeyebilir. Buradaki gerilim, bilgi ile duygusal sorumluluğun birbirinin yerine geçememesidir. Kendini anlamak hakkında konuşmak ile bir başkasının hayatındaki yerini kabul etmek farklı emekler ister.
Gündelik aksaklıkların önem kazanması, değişimin her zaman büyük bir itiraf veya kesin bir karar şeklinde yaşanmadığını düşünmeye elverişlidir. Kişinin alıştığı düzen artık işlemiyorsa, eskiden önemsiz bulduğu ayrıntılar başka bir ağırlık kazanabilir. Bu nedenle hikâyeyi yalnız neden-sonuç zinciriyle açıklamaya çalışmak yerine, karakterin dünyayla ilişkisinin nasıl sorgulandığına bakmak yararlı olur.
Bulantı'dan beklenebilecek tartışma, yasın doğru biçimini belirlemek değildir. Daha verimli olan, kendi bağımsızlığına inanan bir insanın aslında hangi ilişkilere ve kabullere yaslandığını düşünmektir. Belirsiz duygusal süreçlerle ilgilenen izleyiciler için bu yaklaşım, karakteri sevmeyi gerektirmeden onunla hesaplaşma imkânı sunar.